DÜNYADAN

ŞEKER PORTAKALI

Günün Birinde Acıyı Keşfeden Küçük Bir Çocuğun Öyküsü

Artık alışkanlık oldu. Gün içerisinde dört-beş belki de daha fazla son dakika haberiyle karşılaşıyoruz. Her an yeni bir haberle irkildiğimiz ya da artık pes diyerek kaile bile almadığımız olayların olduğu ülkemde, geçen hafta haberlere çok yansımasa da sosyal medyada fazlasıyla tepkilere yol açan haber;  100 temel eser arasında bulunan Şeker Portakalı kitabını öğrencilerine ödev veren Türkçe öğretmenine açılan soruşturma. Elbette bununla sınırla kalmadı İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından Steinbeck’in ünlü “Fareler ve İnsanlar” kitabının bazı bölümleri de sakıncalı bulundu.

Şeker Portakalı’nı ilk okuduğumda 10-11 yaşındaydım. Ancak öyle kitaplar vardır ki; yaşlanmazlar. Yıllar geçse de sizi çağırır. Her okuduğunuz da bir önceki okuyuşunuzda dokunamadığınız duygulara dokunur, farklı yolculuklara çıkarsınız. Şeker Portakalı bu kitaplardan biridir. Tartışmalar başladığında beni bir kez daha yanına çağırdı yanına. Neydi onu sakıncalı yapan? Nasıl Türk örf ve adetlerine uygun değildi? Bir kez de bu düşünceyle elime aldım kitabı.

Kitabım, Can Yayınlarının 1983 yılında 1.basımıydı. Yıllardır elimde olmasından dolayımı bilmem hafif yıpranmıştı. Zézé’ nin ancak bir çocuğun sahip olabileceği hayal dünyası yaşadıklarını düşsel sınırsızlıklarla yorumlaması beni yeniden bambaşka bir dünyanın içine aldı. Aradığım soruları unutturdu.

Kitap “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” diye başlıyor. Acıyı ilk hissettiğim gün geldi aklıma hiç unutmadığım o gün. Ölümle gelen mutluluğun elimden alındığı o günü yeniden yaşadım. Kim bilir kaç yaşındayken çizmiştim altını o cümlenin  “Çocukların yaraları çabuk kabuk bağlar.” Kabuk bağlayan yaram bir kez daha acıdı.

Bulamadım cevabı. Çocuğunun, Şeker Portakalı’nı okuduğunu gören velinin öğretmen hakkında Başbakanlık İletişim Merkezine yazdığı şikâyet dilekçesinde neden kitabın Türk Örf Adetlerine aykırı olduğunu içerdiğini belirttiğini. Kitap annemin kitaplığından benim kitaplığıma yolculuk yapmıştı. Annemin sözleri geldi aklıma defalarca okumamı söylemişti küçüklüğümde. Oysa şimdi bir başka aile, çocuğunun ahlakını bozabileceği düşüncesiyle, öğretmeni şikâyet ediyordu.

Bizler değil miydik daha yeni konuşmayı öğrenen bir çocuğa küfür öğretip o küfredince sevinen, böbürlenen, kahkahalar atan? Yine biz değil miydik sokakta, okulda, pazarda, iş yerinde, otobüs durağında, trafikte kısaca günlük hayatımızın hemen her yerinde kullandığımız her beş sözcükten bir tanesi argo olan. Şimdi tüm dünya da eğitimcilerin, pedagogların, edebiyatçıların tavsiye ettiği bu iki kitap mıydı müstehcen ve gayri ahlaki olan. Yoksa aslında korkulan yetiştirilmek istenilen nesillerin tam zıttı olması mıydı? Zézé farklı bir çocuk olduğu için mi ondan korkulmuştu bu kadar?  Düşsel dünyasının sınırsızlığı aslında korkutandı oları. İstedikleri hayal dünyasından uzak, kendisini yetiştiremeyen, sorgulamayan, tartışmayan, öğrenmeyen sadece ona verilenleri alan bir nesil. Düşünün ki; öyle bir yoğurup istenilen şekle sokulmaya çalışılıyor ki; yasaklarla sansürle onlar için doğruyu bulma çabasındalar. Bu bir kitabın içerisinde argo kelimeler olmasından çok daha vahim bir durumdur. Çocuklar ve gençler kurallarla yasaklarla şekillendirilemez. Onlar ancak hayal dünyalarıyla okuyarak, araştırarak, doğruyu araştırıp bularak kendilerini keşfedebilirler. Tartışılan iki kitabın da ortak noktasıdır hayallerimizin sadece bize ait olduğu. Farklı şekillerde anlatır dostluğun ne kadar kıymetli bir şey olduğunu.

Yaşanan durumun bir traji komik vakası da bu kitapları okumayan bir adamın Milli Eğitim’de çalışıyor olmasıdır. Yaptığı açıklamada kitabı okumadığını ancak bir gencin çok da bilmesi gereken bölümleri olmadığını düşünmesidir. Kitap okumayan, kitabın zararlı olduğunu düşünen ve hatta ondan korkan bir zihniyetin bugün oturduğu koltuk ne acıdır.

Şimdi elimde yaş olarak benden büyük kitabım. Kafamda hala bulamadığım bir çocuğa zarar verebileceği yerleri ile yepyeni sorularım var. Çok daha büyük bir sorun değil midir Urfa da ki 133 kişilik sınıf? Yine Urfa’da 12 yaşındaki Melek değil miydi terlikleriyle karlı yollarda okula giden? Şimdi o okullarda değil bir kütüphane okuyacak kitap bile bulamazken çocuklar tek sorun kitapta yer alan argo sözcükler mi yoksa müstehcen olması mı? Madem bu karar 12-13 yaşındaki çocuklar adına verilebiliniyor N.Ç’nin suçu neydi? 13 yaşında tecavüze uğrayıp “isterse karşı koyardı” denilerek ceza indirimi yapılmadı mı 26 sanığa. Yolu olmayan, ısınamayan köyler. Doğuya gitmek istemeyen öğretmenler. 4+4+4 eğitim sisteminde yaşanan sorunlar.

Kitabı bomba kadar tehlikeli gören siyasetçiler, onların her söylediğini doğrulamaya çalışan, bunu yaparken komik durumlara düşen ve kitabı okumadan müstehcen olduğuna karar veren her şeyi bilen cahiller bu ülkede bu koltuklarda oturduğu sürece bizler daha çok şeye şaşırırız. Düşünmemiz tartışmamız çözüm bulmamız gereken meseleleri daha çok erteleyip gündem değiştirme oyunlarına geliriz.  Her geçen gün daha geriye gideriz.

0 comments on “ŞEKER PORTAKALI

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: