Dergiler POLİTİKA ULUSÇULUKLA HESAPLAŞMA

ALİ NECATİ KOÇAK: KOTAYA DEĞİL HEDEFE İHTİYAÇ VAR

Söyleşinin tamamı Politus Dergisinin gençlik eki olan PGenç’te 9 Şubat 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

90’ları genç olarak yaşamış eski bir gençlik kolları yöneticisisiniz, o dönemleri bugünle karşılaştırdığınızda neler görüyorsunuz?

Aslında oradan buraya bağlamak çok zor ama seksen öncesinin Türkiye siyaseti çok önemli ölçüde bir gençlik hareketiydi (hem sağda hem solda). Dolayısıyla seksen öncesindeki o gençlik hareketliliği bir askeri darbeye gerekçe oluşturabilecek kadar önemli bir hale gelmişti. Örgütlü, inançları olan gelecek hedefleri olan ve ülkeyi nasıl yöneteceklerini tasarlamış bir siyasi hareketti. Bugünkü koşullarımızı bugünkü durumumuzu seksen öncesi durumla karşılaştırmak çok zor. Biz önemli ölçüde siyasetten uzak tutularak büyütüldük. Seksenli yıllarda tamamen gençleri korumaya yönelik, gençleri siyasetten uzak tutmaya yönelik bir refleks gelişti ailelerde. Ailelerin kendi yaşadıkları sıkıntılarla alakalı tabi.

Kendi yaşadıkları sıkıntılar, etrafında tanık oldukları şeyler kendi çocuklarına olsun istemediler dolayısıyla böyle büyüttüler. Çocuklarının kulaklarını “siyaset kötü bir şey” diyerek çektiler.

Ben siyasetle lisede ilgilenmeye başladım. Üniversite dönemimi önemli ölçüde kendi fikirsel altyapımı tamamlamaya yönelik okumalarla geçirdim. İktisadi ve idari bilimler fakültesinde okuyordum, derslerim de hocalarım da buna müsaitti.
Fakat o dönemler ilginç dönemlerdi seksen sonrasındaki en ciddi sosyal demokrat hareketliliğe tanık oldum. Erdal İnönü’nün Genel Başkan olduğu, Fikri Sağlar’ın otuzlu yaşlarda genel sekreter olduğu bir dönemin siyasi tanığıyım. Dolayısıyla bu süreç bize bir siyasi partide siyasi çalışmaların nasıl olması gerektiği ile ilgili önemli ipuçlarını verdiler. SHP dönemi benim bu güne kadar yaşadığım en doyurucu siyasi iklimdir, en iyi siyasi okuldur.

O dönemin siyasi koşulları da buna uygundu. Kürt hareketinin partiden nasıl koparıldığını, büyük bir siyasi yapının nasıl bölündüğünü, küçültüldüğünü bizzat yaşadık. O dönemin siyasi aktörleri de önemliydi. Bugüne nazaran birbirinden farklı sol yapıların bulunduğu, ne yaptığını ne istediğini bilen bir ortam vardı.

Şimdi buradan baktığımızda ben bütünüyle gençlik kolları siyasetini şöyle yorumluyorum: bence siyaset öğrenilen bir şey, gençlik kolları da siyasi partilerde siyasetin öğrenilmesi için en temel okuldur.

Bu süreçte siyasi kimliğimizi oluşturan en önemli şey “siyasi iklim”dir. Yaşadığınız o an, o tarih, o şartlar, üzerinizdeki baskılar, siyaset yapmanıza olanak sağlayan ya da engelleyen tartışmalar çok önemli.

İkincisi “siyasi aktörler” çok önemli. Çünkü gençler önemli ölçüde üst kademeye bakıyorlar, kendi rollerini bunlara bakarak belirliyorlar.

Üçüncü önemli faktör parti siyaseti’nin ta kendisidir. Çünkü parti siyaseti, partinin nereye yöneleceğini ve partinin hangi hakları, hangi sorunları ve hangi siyaseti savunacağını gösteriyor. Dolayısıyla bu üç şey size siyaseti öğretiyor zaten.
Benim 90’lı yıllarda gençlik kollarında yaşadığım dönemin siyasi iklimi şöyleydi; gençleri siyasetin dışında tutmaya çalışan bir anayasa vardı, siyasi partilerde gençlik kollarının ve kadın kollarının kurulması yasaklanmıştı, ülkenin üzerinde halen bir darbe kokusu vardı ve Özal gibi bir siyasi aktör vardı. O aktör Türkiye’deki her şeyi değiştirmeye talip, tek adam siyaseti yapıyordu. Karizmatik bir liderdi.

O dönemlerden bu dönemlere pek çok şey değişti ama partinin bir okul olduğu gerçeği değişmedi.

Bugün gençlik kollarının siyaseti belirleme, dönüştürme şansları var mı? Bence var. Fakat siyasi partilerdeki yapılar çağrıcı değil, öğretici de değil. En önemlisi gençlerin böyle bir talepleri olduğunu da görmüyorum.
Bugünkü fotoğrafı çekelim isterseniz; bütün partilerin gençlik kollarının önemli figürleri iyi takım elbiseleri, modaya uygun kravatları, son moda cep telefonları ile Türkiye gençliğini yansıtmıyorlar. Ben bunun sahici olduğunu hissetmiyorum, önemli ölçüde ana kademeye bakan, onları taklit eden bir yapı var. Okumuyorlar da, herşeyi bilen, yukarıdan bakan bir yapıları var.

Siyaset şuna inanıyorum; siyasetle uğraşan herkesin bir işi, bir mesleği olmalı. Kendi işinde başarılı olmayan biri siyasete bir şey katmak için değil birşeyler almak için geliyor. Her siyasetçi iyi plan yapabilmeli, yaptığı işlerden sonuç almasını bilmeli. Sonuç almak demek makam, koltuk anlamına gelmiyor, yapılan işin bir siyasi faydaya dönüşmesi demek.

Siyasi bir fayda örgüte sağlanacak bir faydadan mı bahsediyoruz?

Evet ondan bahsediyorum, Avrupa’daki gençlik örgütleri ile karşılaştırdığımızda ben gençlik örgütlerimizin önemli bir bölümünün iş yapma becerisinden ve bütçe yönetmekten uzak olduğunu düşünüyorum. Türkiye’yi dönüştürmek, siyasette değişimleri sağlamak gibi hedeflerinin olduğunu da göremiyorum. Genel olarak hedefler, parti meclisine girmek, milletvekili adayı olmak gibi daha kişisel hedefler.

Bunu bütün siyasi partiler için söyleyebilir misiniz? 

Hepsi için söylüyorum tabi.

Peki “dönüşüm” dediniz, gençliğin Türkiye’yi dönüştürmesi için gerekli yapı var mı? Koşullar bir gençlik hareketi oluşturmaya imkan verir mi? TGB heyecanı nasıl oluşuyor?

Bunlar o heyecanla çok alakalı. Eğer siz o heyecanı gençlere yansıtmıyorsanız gençler kendilerini bu ortamlarda var edemiyorlar. Yani bu anlayışın aslında baştan aşağı toptan değişmesi lazım, bu çok açık. Gençler partiye geldikleri zaman bulduğu ortamın bir fotoğrafını çeker. O fotoğrafa baktığı zaman genç kendisi gibi birini görmek istiyor. Yoksa başka bir arayışta değiller. Kendisi inançlıysa kendisi gibi inançlı, kendisi sıkıntılıysa o sıkıntıları bilen, kendi sosyal sınıfı nasıl giyiniyorsa, hangi araçları kullanıyorsa onları kullanan, kendisine benzeyen kişileri görmek istiyor. Eğer gençlik kolu yöneticileri kendisi gibi değil Gürsel Tekin’e ya da Umut Oran’a benzemeye çalışıyor onun gibi davranıyorsa partiye gelen genç, gençlik kollarıyla değil Gürsel Tekin ya da Umut Oran’la çalışmayı, onlara yakın olmayı seçiyor. Dolayısıyla kendi arkadaşı kendi akranıyla bir şeyler geliştiremiyor. Tabi bir de iş yapmak önemli. Hangi yapıya bakarsan bak iş üreten yapılar büyüyor, kalabalıklaşıyor.

Sözünü ettiğiniz kalabalıkların, bir “sokak çağrısı” var, bir dertleri var. Şimdi bizde bir sokak çağrısı da yok, bir derdimiz de yok, fotoğraftan bu anlaşılıyor.

Bizim de öyle bir yapımız olursa, bir gençlik önderliği olursa, bu yapının arkasında 20’li yaşlardaki gençlerde olur 50’li yaşlardaki gençler de olur.

Tabanı temsil etmiyor mu?

Partinin yönetimi de kendi kafasında “bir siyasi partinin gençlik kolları ne yapar” sorusunu cevaplayabilmiş değil. Onlar bir heyecan görmek istiyorlar. Biz ne zaman bu soruya doğru düzgün cevap verirsek o zaman herkes önünü daha fazla görecek. Bu fotoğrafa baktığımız zaman buradan gençliğe önderlik yapacak bir fikir, bir yapı çıkar mı, zor. Ama birkaç parti meclisi üyesi, birkaç milletvekili adayı çıkar.

Üniversiteler içindeki gençlik hareketini nasıl buluyorsunuz, gözle görülür şeyler yapabiliyorlar mı?

Yapabildiklerini son olaylarda gördük. ODTÜ’de yükselen dumanlar, gaz bombaları bunların yapılabildiğini gösterdi. Orada yapılabiliyorsa başka yerlerde de yapılabilmesi mümkündür. O dumanlar bütün yurtta görüldü ama ODTÜ’nün hemen yanıbaşındaki binadan da görüldü, önemli olan bu.

Burada yapılan fikir ve politika üretmek midir, sadece karşı çıkmak tepki vermek midir?

Burada her ikisi de var , karşı çıkıp tepki de veriyorlar, fikir ve politika da üretiyorlar. İstiyorlar ki başbakanın temsil ettiği siyaset bu üniversiteye girmesin. Bundan daha siyasi bir mesaj var mı?

Kesinlikle yok. ODTÜ mezunundan personeline, akademik kadrosuna kadar öğrencisine sahip çıktı. Aynı sahiplenme partilerde yok. Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Bunun önüne geçmek partilerin ana kademesindeki siyasetin değişmesiyle olur. Ana kademeler siyasete böyle baktığı sürece gençlerin bu şekilde kullanılması son derece doğal. Çünkü her canlı kendi yaşamını sürdürmek, kendi güvenliğini sağlamak için refleks geliştirir. Bu siyasi yapılar için de geçerli ne yazık ki. Ben 80’den sonra siyasi parti yapılarındaki değişimlerin hiçbirinin o siyasi partinin gençliğinin etkisiyle yapıldığına şahit olmadım.

Gençlik kollarının şu anda dönüp dünyaya bir bakmaları lazım. Şili’de bir öğrenci hareketi var, bakan deviriyor. Şili’de yaşayan gençler ile bizim gençlerimiz aynı zaman diliminde yaşıyorlar. Aynı emperyalist baskıya maruzlar. Oradaki taleplerin benzerleri buradaki gençler tarafından da talep edilmeli. Bu önemli ölçüde bir beceri işi. Şili’de hareketin başına genç bir kadın geçiyor harekete ivme kazandırıyor ama sadece bununla da kalmıyor hareket kendi içinden bir sene sonra da başka bir lider çıkarıyor. Her iki figür birlikle çalışabiliyor yeni gençler için yol açabiliyor. Siz yazdınız Quebec’te de bir öğrenci hareketi var. O öğrenci hareketi kendi içerisinde gençlik liderleri çıkarıyor.

Ülkemizdeki siyasi partilerin gençlik kollarının dünyayı anlamak adına bunlara da bakması lazım. Bunlar orada yapılabiliyorsa burada da yapılabilir. Biz bu iyi örnekleri konuşmaktan da incelemekten de, deneyimlerini paylaşmaktan da uzağız bunu talep etmiyoruz. Her seferinde dünyayı yeniden, ilk biz keşfedelim istiyoruz. Keşfedilmiş bir dünya var ve bu dünyada keşfedilmiş her şeyi paylaşmakta yarar var.

Avrupa’daki gençlik hareketlerine bakın, onlar önemli ölçüde proje yönetir ve üretirler, önemli ölçüde özerkler. Neden? Yönetim becerileri olduğu için özerkler, ana kademe gibi olmadıkları için özerkler, ana kademeye benzemeye çalışmadıkları için özerkler. Liselerden, üniversitelerden sokaktan tartışarak gelen siyasi talepleri kendi programlarına, kendi manifestolarına dönüştürüyorlar.

CHP Gençlik Örgütü’nün bir siyasi manifestosu yok. Siyasi manifestosu olmayan yapıya gençlerin katılmasını beklemek hayalperestliktir. Manifesto demek çağrı demektir, bir yeni dünya özlemi demektir. Yeni dünya özlemi olmayan bir yapı çağrıcı da olamaz. Dolayısıyla yeni isimleri, yeni fikirleri de buraya katamıyorlar.

Bu tartışma süreçlerini örgütlemekte çok eksiğiz. Bu taleplerin bir siyasete dönüşmesinde çok eksiğiz ve bunların temsilcisi olmak konusunda ciddi direnç noktalarımız var.

Bir gençlik muhalefeti var üniversitelerde beğenmedikleri tüm siyasilere yumurta atıyorlar. Partilerde bunu ayıplayan bir siyasi gençlik hareketi var. Halbuki böyle söylemleri üretmek ve sahiplenmek durumundayız, bu deneyimleri paylaşıp yeni şeyler çıkarmak durumundayız. Bunlardan çok uzağız çünkü hep kafamızın arkasında başka düşüncelerle siyaset yapıyoruz gençlerin de bu şekilde yapmasını bekliyoruz.

Aynı gemideyiz ve birlikte batıyoruz. Bunun farkına varıyor muyuz, bilemiyorum.

Dün başbakanın ODTÜ’ye girmesini istemeyen, bakanın SBF’ye girmesini istemeyen öğrencilerin önemli bir kısmı CHP’ye oy veriyor. Ama kerhen oy veriyorlar. CHP’de bunları yapamayacaklarını düşünüyorlar. Onun için de gelip burada siyasi çalışmanın içinde olamıyorlar. Sokaktaki bu tecrübeler partiye yansıtılmadığı sürece de buradan önemli bir gençlik manifestosu da, önemli bir gençlik hareketi de çıkacağını ummuyorum. Bir tek talebiniz olmalı ve o talep için herşeyi göze alabilmelisiniz.

Sosyalist gençlik hareketinin Avrupada yayınladığı bildiri gibi mi? “Öyle olmuyorsa biz yokuz” şeklinde parti için motive edici bir şey bu aslında. Biz yokuz diyebilmeli gençlik.

Bu da bir yöntem aslında, önümüzde yerel yönetim seçimleri var. Gençlik kollarının “şunlar belediye meclis üyesi olsun” demekten daha ciddi talepleri olmalı.

Gençler özgür olsun başka şansımız yok. Gençler fırsatı kendileri yaratmalı.

Gençlik kolları, kadın kolları yapıları bu haliyle çok geliştirici değil. Bu yapıların hepsi ana kademede siyaset yapmalı. Etkin bir siyasi yapının yolu kota değil siyasi partinin manifestosudur, programıdır. CHP programını böyle düzenlerse ne gençlik kollarının ne kadın kollarının ayrı ayrı örgütlenmesine gerek kalmadan hepsi ana kademede siyaset yapabilirler. Kota geliştirici değildir, geliştirici olan gençlerin “vesayete karşı çıkması”dır.

Gençliğin üzerindeki vesayeti bağımsız bir gençlik örgütü kaldırır. O zaman gençler ana kademenin delege yapısı dışına çıkarlar ve gerçekten temsil ettikleri gençlere hesap verebilir duruma gelirler.


Ali Necati Koçak Gazi Üniversitesi Ekonometri Bölümünden mezun oldu. 1990 yılında üniversite öğrencisiyken girdiği SHP’de 1991-1995 arasında gençlik kolları genel başkan yardımcısı olarak ilk siyasi görevini yaptı.
SODEV Genel Sekreterliği ve Ankara temsilciliği de yapan Koçak IUSY ve ECOSY’nin birçok etkinliğine katıldı. Gençlik yıllarından bu yana çıkardığı Bireşim, Birlikte ve Politus dergilerinde yazılar yazdı. CHP Ankara İl Başkan Yardımcılığı, CHP Çankaya İlçe Başkan Yardımcılığı da yapan Koçak şu anda Çankaya Belediyesi Meclis Üyesidir.


0 comments on “ALİ NECATİ KOÇAK: KOTAYA DEĞİL HEDEFE İHTİYAÇ VAR

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: