POLİTİKA

ULUSALCILAR VE CHP

CHP’nin sosyal demokrat bir partiye yakışan politik doğrultuyu bir türlü yakalayamadığına dair yakınmaların tarihi aslında bir hayli eski. Parti kendini solda tanımladığı günden beri pek çok kesim Halk Partisine sol bir parti demenin zor olduğu kanaatini ifade ediyor. CHP’nin solcu olamayacak kadar milliyetçi olduğu tezi parti çevresinde dönen tartışmayı özetler nitelikte. Tam bu noktada karşımıza ulusalcılık akımı ve kendi konumlarını bu doğrultuda somutlaştıran geniş bir kesim çıkıyor.

Bu yazıda ulusalcılarla CHP arasındaki ilişkinin niteliğine dair iki tane soruya yanıt aramak niyetindeyim. Öncelikle ulusalcı politik etkinliğin canlılığı hakkında konuşmak gerek. Geçen sene bu vakitlerde Önder Sav ve arkadaşlarının tasfiyesi konuşuluyordu. Bu sene ise ulusalcıların sola ve demokrasiye yönelik her türlü açılım noktasında partiyi baskı altına aldıkları. Acaba partide ne kadar tasfiye edilirse edilsin hiç bitmeyecek bir ulusalcı taban mı var? Ulusalcılar CHP’nin Phoenix’i mi? Sürekli olarak küllerinden doğan bir Anka Kuşuyla mı karşı karşıyayız? Bir diğer mesele solcularla ulusalcılar arasındaki kavganın sürdürülebilirliğiyle ilgili. Sürekli bir şekilde milletvekilleri birbirlerine hakaret ediyor, genel başkan yardımcıları ve il başkanları değiştiriliyor ya da istifaya zorlanıyor. Bunun bir sonu var mı? Sosyal demokrat bir dönüşüm ulusalcılara rağmen gerçekleşebilir mi? Ulusalcılar solcuları tasfiye edebilir mi? Yoksa CHP için makul son bir zamanlar Fazilet’in yaşadığı gibi bir şey mi? Yakında bir gelenekçi-yenilikçi ayrışması mı var?

Öncelikle şöyle bir tespitle başlayalım analize: Sosyal demokrat olmak CHP içerisinde bile yeterince anlamlı bir siyasal pozisyona karşılık gelmiyor. Çünkü sosyal demokrasi epey bir süredir gerek dünyada gerekse Türkiye siyasal hafızasında bölüşüm sorunlarıyla ilgilenen melez bir siyasal akım gibi algılanıyor. Bu anlamda sosyal demokrat olmak yüksek siyasetle ilgilenmemek, laiklik ve ulus devlet çevresinde dönen çatışmalarda eyyamcı bir yolu tutturmak, kapitalist ekonomi ve kapitalist devlete karşı yumuşak bir söylemi benimsemek gibi bir içeriğe karşılık geliyor. Sosyal demokratların hiç de böyle insanlar olmadıkları, pekala laiklik ve ulusal sorun gibi yakıcı konularda özgün fikirlere sahip oldukları söylenebilir. Ama hem CHP içerisindeki hava hem de AKP hegemonyası tarafından belirlenen genel siyasal iklim sosyal demokrasiyi bir tür fasulyeden oyuncu seviyesine indirmiş durumda. Sadece liberal-muhafazakar kesimden yazarların söylemlerine bakmak bile durumu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Sağdan CHP’ye bakanlar Halk Partisi Kemalist değil de sosyal demokrat bir parti olsun fikrinde ısrar ediyor. Bu ısrar reel politiğe tercüme edildiğinde CHP biraz ekonomi politik meselelerle ilginsin, AKP zaten hem alt yapıyı hem de üst yapıyı düzenliyor, o konularda ayrıca farklı bir görüşe gerek yok şeklinde bir sonuç çıkıyor.

İşte ulusalcılar asıl güçlerini buradan alıyor. AKP’nin kendine ayırdığı yüksek siyaset konularında onun politik doğrultusuyla kıyasıya mücadele etmekte ulusalcı anlayış. Başta Ayata ve ekibi olmak üzere parti içerisindeki sosyal demokrat unsurlar ise ulusalcı aktivizmi karşısında bir hayli ikincil ve sessiz bir konuma sahipler. İhtimal ki sosyal demokratların çoğu belki açık açık bunu dile getirme cesaretine sahip olmasalar da, AKP döneminde yaşanan dönüşümün belli ölçüde olumlama eğilimdeler. Yani onlara göre ülkenin askeri vesayetten arınması, kapitalizmle daha uyumlu esnek bir emek-sermaye ilişkisi ve dinin kamusal hayatta daha fazla görünür hale gelmesi süreçleri çevreyi merkeze taşıyan siyasal sosyolojik konjonktür nedeniyle olağan bir durumu yansıtıyor.

Ulusalcılığı bu denli ön plana çıkaran bir diğer unsur AKP hegemonyası ve Erdoğan’ın sert üslubu. Belki ideolojik ajanda kendi içerisinde çok da damıtılmış değil. Ama zaten ulusalcıların gücü söylediklerinden çok onları söyleme biçimlerinde. Bu bağlamda rahatlıkla denilebilir ki Erdoğan’ın sert, acımasız ve dışlayıcı üslubuna aynı kabalıkta yanıt veren insanların adı aslında ulusalcılık. Sosyal demokratlar sadece analiz edip olası önerileri tartışmaya açıyor. Ama ulusalcılar bağırıp karşısındaki aşağılamakta. Böylelikle hem Erdoğan’ın yarattığı olumsuz havayı bir ölçüde dengeleyen bir karşı olumsuz hava yaratılıyor hem de muhafazakarlar karşısında tarihi bir yenilmişlik duygusu içinde yanıp tutuşan genişçe bir kitle bir nebze de olsa rahatlıyor.

Son olarak bu işin sonu ne olur, CHP’yi Fazilet’i andıran bir final mi bekliyor diye sorduğumuzda şöyle bir tabloyla karşılıyoruz. Her şeyden Halk Partisindeki bölünmede dinamik olan unsur sanıldığın aksine solcular değil ulusalcılar. Fazilet’te siyaseten aktif olan kesim yenilikçilerdi, CHP’de ise ulusalcılar. Yani Fazilet Partisindeki rol dağılımın tam tersi bir durum söz konusu CHP’de. Demek ki parti bölünecekse bile bu olası bölünmeden kazançlı çıkacak kesim CHP’den İngiliz İşçi Partisi gibi bir parti yaratmaya çalışan sosyal demokratlar değil, onu Kuvayi Milliye Cephesine dönüştürmeye çalışan ulusalcılar olacaktır. Tabii burada Kılıçdaroğlu’nun tavrı önemli. Yüzeysel bir bakışla parti liderliğinin bu iki anlayış arasında tam anlamıyla bir seçim yapmadığı ya da yapamadığı söylenebilir. Ama ayrıntılara biraz daha dikkatli bir şekilde baktığınızda Kılıçdaroğlu’nun ağır ama bir o kadar da emin adımlarla ulusalcı bir söyleme doğru kaydığı gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Aynı üniversitede 2014 yılında siyaset bilimi doktorasını tamamlayan Öztürk’ün çalışmaları daha çok siyaset felsefesi, siyaset teorisi ve siyaset sosyolojisi gibi alanlarda somutlaşmıştır. Halen Artvin Çoruh Üniversitesinde Doçent olarak görev yapmaktadır.

0 comments on “ULUSALCILAR VE CHP

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: