BU İNSANLIK AYIBINI UNUT-MAYIN

cerensmsklaw@gmail.com

BU İNSANLIK AYIBINI UNUT-MAYIN

BU İNSANLIK AYIBINI UNUT-MAYIN
Kadın, erkek, çocuk, yetişkin, asker ayrımı yapmadan öldüren, sakat bırakan bu sinsi silahın kullanılmasını önlemek ve toprak altındakileri yok etmek için zaman geldi de geçiyor bile. Bu nedenle mücadelemiz yaşam hakkının kutsallığı gereği mayınların hızla imha edilip temizlenmesine yönelik olmalıdır.

​İlk kez Hollandalılar tarafından İspanyol gemilerini batırmak için 1585’te denizlerde kullanılan mayınların, ilk yaygın kullanımı Birinci Dünya Savaşı sırasında olmuştur. Günümüzde kullanılan örnekleri olan kara mayınların ilk örnekleri ise 1862’de Amerikan İç Savaşı sırasında kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında tankların kullanılması sonucunda ilk anti-tank (AT) mayınları geliştirildi. AT mayınlarının büyük ve hantal yapıları nedeniyle düşman askerleri tarafından yeri kolayca tespit edilebildiği için 1918-1939 yılları arasında anti-personel (AP) mayınları geliştirildi. İkinci Dünya Savaşı’nda her iki mayın türü de yaygın olarak kullanıldı. Mayınlar ilk kullanıldığı yıllarda kontrollü bir kullanımı vardı. Ordular kullanıyor, kayıtları tutuluyor ve haritaları çıkartılıyordu. Ancak yeni döşenen kara mayınlarının ne kaydı tutuluyor ne de haritaları çıkartılıyor. 

Yaklaşık 64 ülkede döşenmiş 110 milyon adet patlamamış mayın bulunmakta. Sadece Kamboçya’da patlamamış 10 milyon mayın var. Ülkeler yılda ortalama 7,5 milyon mayın üretiyor. Her 22 dakikada bir, mayın yüzünden ölenler ya da yaralananlar olurken, her ay ortalama 2 bin kişi yaşamını yitiriyor. Dünyada her gün ortalama 70 kişi mayın yüzünden ölüyor ya da yaralanıyor. Her yıl 26.000 kişi mayın kurbanı oluyor. 1975’den bu yana, çoğunluğu sivil - büyük bir bölümü de çocuk- olmak üzere bir milyona yakın insan, mayına basarak yaralandı ya da öldü. Mayından yaralananların %80’i sivillerden oluşuyor. Dünyada mayın yüzünden sakat kalmış ve hayatta olan 250.000 civarında insan var. Kurbanların büyük bir bölümü ya olay yerinde kan kaybından ya da bir sağlık kuruluşuna yetiştirilmediği için ölüyor. Bugün bir mayının maliyeti yaklaşık 6 - 8 dolar civarında değişirken, bir mayının bulunarak etkisiz hale getirilmesi için 1000 dolar civarında bir harcama gerekiyor. Barış halindeyken kara mayınlarının öldürdüğü ya da sakatladığı sivil insan sayısı, savaşlarda ölen ya da yaralanan asker sayısından daha çoktur. Mayınlar döşenmesinin ardından 75 yıl aktif olarak bekleyebildiği gibi, su vb. dış etkenlerle zarar görmüyor. Dünyada her yıl 100 bin mayın temizlendiği hesaplanırsa bütün dünyanın mayınlardan arındırılması, bin yıl gibi bir sürece yayılıyor. Dünyada yaklaşık 350.000 ila 400.000 mayın kazazedesinin olduğu tahmin ediliyor.

1995 yılında bütün dünyada 80 - 100 bin arasında mayın söküldü ve imha edildi. Yine aynı yıl içerisinde iki milyon yeni mayın döşendi. Sökülen her mayına karşılık yirmi yeni mayın.

YA PEKİ TÜRKİYE?

Türkiye, 4 Aralık 1997’de uluslararası imzaya açılan ve “Ottawa Sözleşmesi” olarak bilinen “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme”ye 1 Mart 2004’te taraf oldu. Sözleşme, taraf devletlere stoklarındaki mayınları dört yıl içinde imha etme, toprağa döşeli mayınlarını da en geç 10 yıl içinde temizleme yükümlülüğü getiriyor. Sözleşmeden doğan 10 yıllık süresi Mart 2014’te dolan Türkiye, Taraf Ülkeler Konferansı’nda 8 yıl ek süre talep ederek, topraklarındaki mayınları Mart 2022’ye kadar temizleme süresi uzatıldı. Mart 2022’de de mayınların temizlenememesi durumunda Türkiye, Ottawa Sözleşmesi’ni ihlal etmiş olacak.

Türkiye’de ilk olarak 1956’da “yasadışı sınır geçişlerini engellemek” amacıyla 610 bin mayın Türkiye-Suriye sınırına döşendi. İkincisi de 1990’larda uyuşturucu kaçakçılığıyla ve “terör”le mücadeleden dolayı Doğu ve Güneydoğu’da geçici karakolların ve boşaltılan köylerin etrafına döşendi. 2004 yılında BM’ye sunulan rapora göre yaklaşık olarak İran sınırında 195 bin, Irak sınırında 69 bin, Ermenistan sınırında da 22 bin mayın bulunuyor. En fazla mayınlı bölge 10 bin 557 adet olmak üzere Tunceli’de bulunmakta. Bu ili Mardin, Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Van, Batman, Bingöl ve Ağrı izliyor. Rapor sadece Tunceli, Mardin, Şırnak ve Diyarbakır’da 600’e yakın köyün ve köy yolunun mayınlı olduğunu belirtiyor. 

Mayın sorunu sadece mayınların temizlenmesinden ibaret değil elbette. Mayın kurbanlarına kadar geniş bir yelpazede ele alınması gerekmektedir. Bu yelpazeyi planlayacak, programlayacak bir kurum olması gerekirken 1 Mayıs 2014 tarihi itibariyle halen Türkiye, Mayın Eylem Merkezi’ne sahip değildir.  Aynı zamanda mayın kurbanları için rehabilitasyon merkezleri de söz konusu değildir. Mayınsız Bir Türkiye Girişimi’nin Koordinatörü Muteber Öğreten’in 2004 yılında tanıştığı Nesim Ömer’in hikayesi, mayın sorunun sadece mayın temizlemek değil, yaşattığı psikolojik sorunu da kapsadığını göstermiş oldu. “Nesim Öner sekiz yıllık eğitimin beş yılını tamamlamıştı. Mayından bir gözünü, bir kolunu, diğer elinin bazı parmaklarını kaybetmişti. Bir yıl okula ara verdi. Daha sonra Diyarbakır’daki körler okuluna yönlendirilmişti. Ama o okulda kalabilmek için hayli mücadele etmek zorunda kaldı. Batman’da yaptığımız bir toplantıda ayakları tutmayan bir mayın kurbanı geldi. Çocuk diyor ki okul servisi benim evimin önünden geçmiyor. Beni almak istemiyor. Bu insanlar kendi çabaları ile zorlayarak eğitimlerini devam ettiriyor. Bir sürü insan da zorlamıyor. Çocukken olmuş olay. Okula gitmek istemiyor, arkadaşlarına öyle görünmek, alay edilmek istenmediği için. Büyük bir travma. Ve hiçbiri psikolojik yardım almış değiller. Ne kendileri ne de aileleri.” 

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, Türkiye’ye girdikten sonra mayına basarak 7 yaşındaki kızıyla birlikte ağır bir şekilde yaralanan Suriyeli Kürt bir kadınla yaptığı görüşmede, yaralı kadının, bölgede kara mayınları olduğuna dair herhangi bir uyarı işareti görmediğini söylediğini belirtti. Kobani/Ayn el-Arab’ın yaklaşık 35 km batısındaki Zakariya köyünden olan 35 yaşındaki “Selma” IŞİD’in 16-17 Eylül’de düzenledikleri saldırının ardından ailesiyle birlikte köylerinden kaçtıklarını anlattı. Selma, ailenin doğudaki tepelere doğru kaçtığını ve burada üç gün kaldıktan sonra evlerinin IŞİD tarafından yakıldığını öğrendiklerini söyledi. Bundan sonra aile Kobani’ye giderek Türkiye sınırına doğru ilerleyen kalabalık bir gruba katılmış. Selma arabayı bırakmak zorunda kalan ailenin, sınıra yürüdüğünü, mayına, tren raylarını aşıp Tel Şair koridoruna girdikten sonra ve dış çevre çitlerine doğru yaklaştıkları sırada bastığını söyleyen Selma “1 yaşındaki oğlumu kucağımda taşıyordum; 7 yaşındaki kızım da elbiseme tutunmuştu. Bir mayına bastım ve patladı. Oğlum yere düştü, kızımın ise yüzünde birinci derece yanıklar oluştu.” şeklinde yaşadıklarını anlattı.  Selma yine yapılan görüşmede tahminen 15 dakika sonra dört insani yardım çalışanının yardıma geldiğini, bacağının bandajlanarak bir taksiye bindirildiğini ve arabayla 30 dakika mesafedeki Suruç Devlet Hastanesi’ne götürüldüğünü anlatmış ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne hastanede doktorların sol bacağını kestiğini anlattı.

Yine İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün verdiği bilgilere göre; 21 Eylül’de, 10 ve 11 yaşında iki erkek kardeş, sınırdaki mayınlı arazide yaralandı. 24 Eylül 2014 günü, Hanik köyünden 10 yaşındaki bir oğlan çocuğu, sınırdaki mayınlı arazide öldü. Aynı köyden 12 ve 13 yaşındaki diğer iki oğlan çocuğu ise yüzlerinden ağır yaralandı. 24 Eylül 2014’de, 15-20 yaşlarındaki iki erkek, sınırdaki mayın tarlasında öldü – patlamada her ikisinin de başları koptu. 24 Eylül 2014’de, 15-20 yaşlarındaki Şiranlı bir erkek, sınır koridorunda meydana gelen bir mayın patlamasında ağır yaralandı. 24 Eylül 2014’de, Meedan köyünden 5 yaşındaki bir kız çocuğu ve 6 yaşındaki abisi, sınırdaki mayınlı arazide yaralandı. 

Ne kadın, ne erkek, ne çocuk, ne yetişkin, ne asker ayrımı yapmadan öldüren, sakat bırakan bu sinsi silahın kullanılmasını önlemek ve toprak altındakileri yok etmek için zaman geldi de geçiyor bile. Bu nedenle mücadelemiz yaşam hakkının kutsallığı gereği mayınların hızla imha edilip temizlenmesine yönelik olmalıdır. 


Ottawa Antlaşması

Ekim 1991’de iki uluslararası sivil toplum örgütü olan, İnsan Hakları Gözlem Komitesi ve İnsan Hakları İçin Doktorlar, “Korkakların Savaşı: Kamboçya’daki Mayınlar” adlı kitabı yayınladıktan sonra oluşan kamuoyu  ile daha sonra Ekim 1992’de altı sivil toplum örgütü, İnsan Hakları Gözlem Komitesi, İnsan Hakları için Doktorlar, Uluslararası Engelliler Örgütü, Uluslararası Doktorlar, Mayın Dayanışma Grubu ve Amerikalı Vietnam Gazileri Vakfı dünya çapında, Kara Mayınlarının yasaklanması için Uluslararası Kampanyayı başlattılar. Mart 1995’de ilk defa Belçika yasa çıkartarak, ülkede mayın üretimini, satışını ve taşınmasını yasakladı. Belçika’nın ardından Avusturya ve İrlanda geldi. 1996’da Kanada’nın Ottawa kentinde elli ülkenin temsilcisi ile çok önemli bir konferans yapıldı. Bu konferansta temsilciler, kara mayınlarının yasaklanmasına yönelik bir deklarasyon imzaladı. Kanada Dışişleri Bakanı, Aralık 1997’de imzalanan deklarasyonun bir antlaşmaya dönüşmesi için yeniden bir konferansa ev sahipliği yapmak istediğini söyledi ve ardından, hükümetler ile sivil toplum örgütlerinin de katılacağı Ottawa süreci başlamış oldu. 3-4 Aralık 1997’de yapılan konferans ile 123 ülke Ottawa antlaşmasını imzaladı. Bugün itibariyle; Ottawa Antlaşması 131 ülke tarafından onaylanmış ve 146 ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye ABD ve Irak taraf değildir. Pentagon, “kara mayını kullanma hakkını elinde bulundurmakta” olduğunu açıklamıştır. Söz konusu Ottawa Antlaşmasında göre; 

Taraf ülkeler, anti-personal mayınlarını kullanmayacak, üretmeyecek, geliştirmeye yönelik çalışmayacak ve geliştirmeye çalışanları desteklemeyecek, depolamayacak, dışalım ya da dışsatım yapmayacaktır.

Taraf ülkeler, depolarındaki tüm mayınları 4 yıl içerisinde imha edecektir. 

Taraf ülkeler, sınırları içerisindeki mayınlı tüm arazileri saptayacak, çevresini çitle çevirecek, uyarı levhaları koyacak ve insanların girişini engelleyecektir.

Taraf ülkeler, sınırları içerisindeki mayınlı tüm arazileri 10 yıl içerisinde mayınlardan arındıracaktır. 

Taraf ülkeler, konuyla ilgili olarak içinde bulundukları durum ve gelişmeleri düzenli bir biçimde rapor edeceklerdir. 

Taraf ülkelerin temsilcileri, düzenli olarak bir araya gelecek ve antlaşmanın uygulanmasına ilişkin görüşülecektir.

Taraf ülkeler, beş yılda bir, antlaşmayı gözden geçirme amacıyla düzenlenecek konferansa katılacaklardır. 


​​Kaynaklar: 

http://www.icbl.org

http://www.mines.ge.ca/english/faqs/intro.html

http://www.un.org/Depts/Landmine/UNDocs/ban_trty.h...

http://www.minesactioncanada.com

http://www.un.org/Depts/dpko/homepage.htm

http://www.milliyet.com.tr/turkiye-mayinlar-icin-8...

http://www.ankarastrateji.org/haber/cozum-sureci-n...

http://www.hrw.org/es/node/130882

http://www.nuriyeakman.com/node/1702

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mayın_sorunu

http://www.nkfu.com/mayın-nedir/

Yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.

Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin!

Gizle Lütfen şifrenizi girin!

Şifremi Unuttum

Gizle

Kullanıcı şifrenizi hatırlamıyorsanız aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi yazarak yeni şifre talebinde bulunabilirsiniz.

Giriş Yap

Kapat