AKP’NİN HAKİM PARTİ POZİSYONU

armagan1789@yahoo.com

AKP’NİN HAKİM PARTİ POZİSYONU

AKP’NİN HAKİM PARTİ POZİSYONU
Zayıf muhalefet, sınırsız popülizm ve ordu desteği devam ederse AKP’nin siyasal yapı içerisindeki üstünlüğü de devam eder mi?

Hakim parti demokratik ülkelerde bir siyasi partinin üst üste seçim kazandığı ve politik sistemde hakim pozisyonu işgal ettiği yapıyı karakterize etmek için kullanılır. 2002’den beri yapılan tüm genel ve yerel seçimlerden açık ara birinci çıkan AKP Türkiye siyasetinde hakim parti konumundadır. Şüphesiz ki tam da bu noktada ülkedeki demokrasinin seviyesine dikkat çekilerek AKP’nin politik üstünlüğünün antidemokratik koşullarının ürünü olduğu iddiası dile getirilebilir. Özellikle düşünce, örgütlenme ve basın özgürlüğü hususlarında ve tabi ki kamu görevlilerinin hukuk içerisinde davranıp davranmadığı noktasında da Türkiye’deki demokratik pratiklerin seviyesi Batılı liberal demokratik standartların çok gerisindedir. Ancak bu olgu ne tek başına seçim sonuçlarının adil olmadığını kanıtlar ne de AKP liderliğinin arkasındaki devasa siyasal sosyolojik desteği görmezden gelmemize yol açar.      

AKP’nin hakim parti pozisyonunu yapısal bir çerçevede analiz ettiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkar: Rejimin baskı ve ikna araçları konjonktürel olarak kendini yeniden üretme eğilimindedir. 13 yıllık iktidar süresinde AKP geniş toplumsal kesimler ve elitlerin desteğinin bir kısmını yanına alacak söylemler üretmeyi başarmıştır. Parti iktidarının ilk yılları AB uyum süreci ve demokratikleşme yönünde sayısız ilerlemeyi içerisinde barındırır. 2007 sonrası dönemde ise demokratik reformların yerini askeri vesayetle mücadele adı altında açılan sayısız dava almıştır. Cemaatin saray darbesi karşısında hızla kendini yenileyen reel politik iç düşman tarifini değiştirmiş; yeni AKP söyleminde Ergenekon iç düşman olmaktan çıkarak Cemaat en önemli kötülük öznesi haline gelmiştir. Partinin elindeki enstrüman zenginliği bu kadarla da sınırlı değildir. AKP liderliği Kürt sorunu çerçevesindeki tartışmalar bakımından hem barışı hem de savaşı destekleyebilmiştir. Kolaylıkla tam tersiyle değiştirilen argümanlardan da açıkça anlaşıldığı üzere partinin ideolojik doğrultusu sınırsız popülizm ve Makyavelizm üzerine kuruludur. Bu nokta partinin nasıl olup da çok sayıda krizi atlattığı ve iç çekişmelerin parti bütünlüğünü neden çözemediği sorularını önemli ölçüde açıklığa kavuşturur.

AKP iktidarının bir şansı da karşısındaki muhalif güçlerin karşı hegemonya inşasındaki başarısızlığıdır. Halk Partisi arkasındaki toplumsal tabanı genişletme konusunda yetersiz kalmıştır. Kılıçdaroğlu liderliği 2010’dan beri alınan sayısız seçim yenilgisiyle seçmenlerin ve partililerin gözünde itibarsızlaşmış durumdadır. Benzer bir tablo daha vahim koşullarda Bahçeli MHP’si için de geçerlidir. MHP CHP’den farklı olarak geniş sağ seçmen çoğunluğuna ulaşma noktasında sosyolojik bir bariyere sahip değildir. AKP ve MHP tabanları ortak bir hassasiyet ve değer yargıları havuzundan beslenir. Ancak Bahçeli ve ekibi bu avantajlı pozisyonu iktidar adaylığı noktasına taşıyamamıştır. 7 Haziran’ın ikinci turu olarak da sayılabilecek 1 Kasım seçimlerinde MHP’nin aldığı oy oranı parti liderliğinin Türkiye gerçeklerinden ne kadar da uzak bir konumda yer aldığını gözler önüne serer niteliktedir.  

HDP’nin konumu ve geleceği hakkında ise diğer kitle partilerine göre daha ayrıntılı bir analiz yapılması yararlı olur. HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde doruğa çıkan popülerliği son çeyrek asırda kurulan tüm diğer Kürt orjinli partileri geride bırakmış durumdadır. Barış sürecinin sağladığı avantajlı koşullar, Demirtaş’ın genç karizmatik lider imajı ve Türkiyelileşmek projesi ciddi bir seçim başarısı getirdi. Ancak bu olumlu zeminin giderek aşındığı açıkça ortadadır. PKK’nın Suriye’deki başarısından güç alarak başlattığı savaş 1 Kasım seçimlerinde partiyi baraj sınırına kadar düşürdü. Kaybedilen şey şüphesiz ki sadece oy değil aynı zamanda itibardı. HDP hendek siyasetine angaje olmuş ve Kürt milliyetçisi konumu ağır basan bir bölge partisi haline dönmek üzeredir. Oysa şu anki koşularda dahi devletin ve PKK’nın şiddetinden bıkmış milyonlarca insana bir üçüncü ses, sivilliği vurgulayan bir alternatif politik doğrultu olarak yardımcı olabilir. Ancak partiyle asıl parti olan PKK arasındaki ast üst ilişkisi HDP liderliğinin hareket alanını sınırlıyor. Gelinen noktadan en kazançlı çıkan parti ise AKP. Çünkü iktidar partisinin hakim parti konumundaki kalıcılığı bir ölçüde Kürt sorununa bağlı. AKP elitlerin ve uluslararası kamuoyunun desteğini almak istediğinde barış sürecini, seçim kazanmak ve iç kamuoyuna mesaj vermek istediğinde ise savaşı devreye sokuyor. Her iki seçenek de partinin hegemonik konumunu güçlendirmekte.     

Son olarak orduya değinilebilir. Türkiye siyasetinde belirleyici aktör olma niteliği yakın zamana kadar açık bir şekilde TSK’nın elindeydi. Ergenekon ve Balyoz gibi davalar sayesinde Erdoğan AKP’si ordunun yerini aldı. Ancak Cemaat’in saray darbesi girişiminden sonra AKP ile ordu önderliğindeki eski rejim arasında bir işbirliği alanı açıldığı söylenebilir. Cemaatin tasfiyesine verilecek destek karşılığında Kemalist güçleri zor durumda bırakan davalar sona erdi. Yine de en azından 7 Haziran seçimlerine kadar AKP ile TSK arasındaki işbirliğinin sınırlı bir düzeyde tutulduğu iddia edilebilir. TSK üzerindeki ABD etkisi ve AKP’nin Kürt sorununda açıkça savaş yanlısı bir politikayı benimsemek noktasında geçirdiği tereddüt ordunun AKP’ye desteğini sınırlamıştır. Belki de bu nedenle MİT tırları meselesinde TSK’nin sesi yükselmedi. Dahası seçim öncesi provokasyon kokan bazı olaylarda –Ağrı’da askerlerin PKK’lı gruplar arasında bırakılması meselesinde mesela- TSK sözcüleri AKP’nin valilerini onaylar bir tutum içerisine girmedi. Ancak 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki süreçte AKP’nin orduyu ve ABD’yi memnun edecek adımlar attığı söylenebilir. Suriye’de Batı çizgisine daha yakın bir pozisyon ve içerde Kürtlere karşı savaş bu bahsi geçen adımların örnekleri olarak görülebilir. Bugün itibariyle devletin zor aygıtı AKP’nin hakim parti pozisyonu destekleyen en önemli yapısal unsurlardan bir haline gelmiştir. Sonuç itibariyle zayıf muhalefet, sınırsız popülizm ve ordu desteği devam ettiği müddetçe AKP’nin siyasal yapı içerisindeki üstünlüğü de devam edecektir.          

Yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.

Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin!

Gizle Lütfen şifrenizi girin!

Şifremi Unuttum

Gizle

Kullanıcı şifrenizi hatırlamıyorsanız aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi yazarak yeni şifre talebinde bulunabilirsiniz.

Giriş Yap

Kapat