Dergiler POLİTİKA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

ATİLA SERTEL: BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ BASINA DEĞİL TOPLUMA YÖNELİKTİR

Özellikle 15 Temmuz’dan sonra çıkarılan OHAL kanunlarının da etkisiyle gazetecilere yönelik baskı ve nefret söylemi giderek artmaya başladı. Gelinen bu noktada Türkiye’deki ifade özgürlüğünü nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü 2007’den sonra giderek daralmaya, ele geçirilen hukuk sistemiyle muhalif olan insanlar sahte delil ve belgelerle cezaevine atılmaya başlamıştı. Bu 2008’li yıllarda bir başka grup tarafından yapılırken, iktidar da kendi medyasıyla onlarla ittifak ederek muhalif medyayı yok etti. Hem ekonomik anlamda yok ettiler, hem de cezalandırarak, cezaevine atarak fiilen yok etmeye çalıştılar. 15 Temmuz sonrasında var olması gereken ufacık kırıntılarda ortadan kalktı. Dünya ölçeğinde basın ve ifade özgürlüğünde sınır tanımayan gazeteciler örgütünün sıralamasında daha önce 120’li sıralardaydık sonra 146. sıraya geldik, şimdi 180 ülke arasında 156. sıradayız. Hem basın ve ifade özgürlüğü açısından, hem demokrasi açısından özürlü ülkeler arasında yer aldık. Türkiye açısından çok büyük ayıp. Yurtdışında Türkiye hakkındaki değerlendirmeleri bir yana koyuyorum, Azerbaycan gibi özürlü demokrasisi olanlar dahi kendilerinin bizden daha özgür olduğunu söylemeye başlamış. Bu daha büyük bir facia. Şu anda tutuklu olan gazeteci sayısı yanında 57 gazetecinin üç kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılandığını görüyoruz. Yasalar cebir ve şiddet içeren bir eylemin müebbetle yargılanabileceğini söylüyor. Oysa yargılanan hiçbir gazetecinin cebir ve şiddetle ilişkisinin olmadığını görüyoruz. 2007’den önce cebir ve tehditti bu ifade. O zamanki Adalet Bakanı Cemil Çiçek tehdit ifadesinin yeterli olmayacağını, kalem kullananların bu maddeden ağırlaştırılmış müebbet cezası alabileceğini gördü ve AKP iktidarı tarafından bu ifade cebir ve şiddet olarak değiştirildi. Ama şimdi gelinen noktada yargılananlar ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Örneğin Murat Aksoy, Atila Taş gibi insanlar Ahmet Altan, Mehmet Altan, Şahin Alpay, Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç gibi isimler üç ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorlar. Oysa baktığımızda bunların hiçbirinin cebir ve şiddetle ilişkisi olmamış. Şimdi kendi koydukları yasayı bile çiğneyen bir anlayış hakim. Bunu neden yapıyorlar diye düşündüğümüzde şunu görüyoruz: AKP’nin kendi iktidarını sürdürebilmesi için elinde sadece korku kaldı. Toplumda “başınıza her şey gelebilir, sesinizi çıkarmayın, sosyal medya dahil hiçbir yerde eleştiri yapmayın” anlayışını yerleştirdiler. Artık iktidarlarını sürdürebilmek için gelişme, ekonomik düzlüğe çıkma, toplumsal kalkınma, işçiye emekliye daha iyi şartlarda yaşayabilme, köylünün ürününün karşılığını daha iyi alabilme gibi vaadlerinin hepsi ortadan kalktı. Sadece korku ile iktidarlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Asıl olan da muhalif kanadın konuşmasını, düşünmesini, söylemesini, yazmasını engellemek. Bunda da kısmen başarılılar.

Cezaevlerine gidip gördüklerim şu: Cezaevinden çıkan bazı gazetecilerin bir sürede olsa suskunluğa düştüğünü görüyorum. Asıl düşünülmesi gereken nokta bu. Tedbirli olmaya çalışıyor insanlar. Bir insan düşüncesine tedbir koymaya başlarsa en büyük tehlike bu. Gazeteler de böyle, merkez medyayı bırak ‘bunu yazarsak acaba suç olur mu’ diye düşünmeye başladığımız zaman yazıda özgürlük ortadan kalkar yerine otosansür gelir. Kişinin kendisine uyguladığı sansür bütün sansürlerden daha ağırdır.

‘Bu başlığı atarsam acaba başıma bir iş gelir mi’ diye düşünüyorlar. İşte bu noktada başarılılar ama Türkiye’nin dış dünyada prestiji ve ülkedeki hukuka güvenilmemesini de bunlar yarattılar. Türkiye’yi ekonomik anlamda da siyasal anlamda da zora soktular.

Oto sansürden yola çıkarak CHP için şu söylenebilir mi: Milletvekilleri arasında önemli gazetecileri bulunduran CHP için Enis Berberoğlu’nun cezaevinde bulunması bir gözdağı niteliği mi taşıyor?

Hem gözdağı niteliği taşıyor hem de Enis Berberoğlu üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ne uzanmak istediler. Fakat hiçbir suçunun olmadığı ortaya çıktı. Enis Berberoğlu özgür kalacaktır. Ama gördük ki, tutuklayabiliyorlar. Geçmiş FETÖ davalarında, Ergenekon davalarında bir takım belgeler yaratma kaygısı vardı. Sahte bile olsa delil yaratmaya çalışıyorlardı. Şimdi delilsiz ve hukuksuz yapılıyor bu işler. Delil üretme gayretini bile bıraktılar. Bizi korkutamazlar. Biz hiçbir zaman dokunulmazlığın arkasına sığınıp bu işlerin arkasında olmadık.

Ama toplumda bu korku yer etti. Bunu görüyorum. Toplumda bu ağırlaştırılmış baskının yarattığı rahatsızlıklar var. Toplumda ilaç kullanan, psikiyatrik sorunlar yaşayanların sayısı ikiye katlanmış durumda. Bir babanın evladını öldürüp intihar etmesi toplumdaki ruh sağlığının nerelere geldiğini gösteriyor. Şiddetin daha çok yaygınlaştığı bir toplum haline geldik. Toplumun bunu aşması lazım, toplumun normalleşmesi lazım. Bunun içinde bu iktidarın gitmesi lazım.

Özgürlükler nasıl korunur, nasıl genişletilir bakış açısı yerine bu özgürlükler nasıl sınırlanır şeklinde bir bakış açısı hakim olmuş. Buradan bir çıkış yolu görüyor musunuz?

Bunu halkın benimsemesi lazım. Basın ve ifade özgürlüğü olmalı ki, toplum gerçekleri görebilsin. Bunun olmadığı noktada toplum karanlıkta kalıyor. Bu öyle olunca basın ve ifade özgürlüğünün gazeteciler için değil toplum için olduğunun benimsenmesi lazım ki, bundan çıkılabilsin. Basın ve ifade özgürlüğü basına yönelik değil topluma yöneliktir.

Aslında dünya üzerinde de bunu tetikleyen bir süreç var. Trump’ın “basının ne istiyorsa onu yazabilmesi iğrenç” sözü bunların başka ülkelerde de yapılması için cesaret veriyor. CHP’nin özgürlükleri genişletmek konusundaki yol haritası, bu noktadaki tutumu nedir?

Ben yol haritasını şöyle çiziyorum; bütün tutuklu gazeteciler üzerinden düşünürsek, fikirlerimizin örtüşmedikleri de dahil herkesin özgürlüğünü savunuyoruz. Onlarında yazma ve ifade özgürlükleri var. Bunu böyle görürsek rahat ederiz, demokrasiyi o zaman sağlarız. Benim gibi düşünmeyenlere yaşama hakkı tanımıyorum diyen insanların demokrasiden söz edeceğine de inanamam.

Diğer bir farklı kategori de karşı olduklarımızla ilgili. Şimdi iktidarı ele geçirenler ne yapıyorsa yarın biz iktidarı ele geçirdiğimizde de onlara aynını yapacağız gibi bir anlayışta da asla olmamamız lazım. Bizim gibi düşünmeyenlerin de bizim gibi düşüncesini ifade etme hakkının olduğunu kabul etmemiz lazım. Şiddete karışmışsa, terörle bağlantısı varsa onun cezasını mahkemeler verir, biz de onun yanında olmayız. Cumhuriyet Halk Partisi de, genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu da böyle düşünüyor. Genel başkanımız bazı grup toplantılarında bizim gibi düşünmeyen bazı isimleri andığı zaman parti tabanından tepki alıyor ama bunu bu çizgide düşündüğümüzde bu tepkilerin de olmayacağını söyleyebilirim.

Doğru çizginin özgürlüklerin bütün olarak savunulmasından, demokrasinin eksiksiz ve tam olarak uygulanmasından geçtiğini düşünüyorum. Parti kendi içinde demokrasiyi uygulayacak ülkede demokrasiyi uygulayacak. Parti kendi içinde özgürlüğü uygulayacak ülkede özgürlüğü uygulayacak. Parti kendi içinde güveni tesis edecek ülkede güveni tesis edecek. Hepsi birbiriyle bağlantılı. Buna inanacak ve inandıracak. CHP bunun içinden böyle çıkar.

Genel başkanın adalet yürüyüşü Türkiye’de de Dünyada da büyük yankı uyandırdı. Siz de birlikte yürüdünüz. Adalet arayışının temelinde de ifade özgürlüğü yatıyordu. Adalet yürüyüşünden sonra nelerin değiştiğini düşünüyorsunuz?

Çok şey değişti. İki milyona yakın insanın buluştuğu ve bir yankesicinin bile birinin cebinden bir lira çalmadığı barışçıl büyük bir buluşma oldu. İnanılmaz barışçı, inanılmaz kontrollü, disiplinli bir yapıda gerçekleştirilen bir eylem oldu. Düşünebiliyor musunuz, her gün 15-20 bin kişi yürüyor, tek bir olay olmuyor. İnsanlar birbirine son derece saygılı, kendilerine yapılan sataşmalara bile alkışla karşılık veren önemli bir eylemi gerçekleştirdiler.

Sadece CHP’lileri değil toplumun değişik katmanlarını biraraya getirmesi nedeniyle iktidara korku saldı. Dünya çapında ses getiren ve Türkiye’de korkuyu yıkan, OHAL koşullarında gerçekleştirilmiş en büyük kitlesel eylem olarak tarihe geçti. Ezber bozdu. 

Gazi Üniversitesi Ekonometri mezunu. SHP Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcılığı (1991-1995) ve CHP TBMM Milletvekili Danışmanlığı yaptı. SODEV'de Ankara Temsilciliği, Yönetim Kurulu Üyeliği ve Genel Sekreterlik görevlerini üstlendi. CHP Ankara İl Başkan Yardımcılığı (2011), CHP Çankaya İlçe Eğitim Sekreterliği (2011-2013) yaptı. 2014'den beri Çankaya Belediye Meclis Üyesi (CHP) ve CHP Genel Merkez Kültür ve Sanat Platformu Üyesi. Bireşim (1995), Birlikte (2005) ve Politus (2010) dergilerini yayınladı.

0 comments on “ATİLA SERTEL: BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ BASINA DEĞİL TOPLUMA YÖNELİKTİR

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: